9 Nis 2026 14:16

Ateşkesin Korunması İçin Pakistan’ın Diplomasisinin Genişletilmesi Gerekiyor

Ateşkesin Korunması İçin Pakistan’ın Diplomasisinin Genişletilmesi Gerekiyor

Mehr Haber Ajansı'na konuşan Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr.Merve Suna Özel Özcan, "Ateşkesin korunması için Pakistan’ın diplomasisinin genişletilmesi gerekiyor" dedi.

İran ile ABD arasında ilan edilen 15 günlük ateşkesin, müzakerelerin başlamasına ve çatışmaların sona ermesine giden yolu açması bekleniyordu. Ancak sahadaki gelişmeler ve ABD’li yetkililerin sonraki açıklamaları, kısa sürede bu anlaşma üzerinde ciddi şüphelerin oluşmasına neden oldu.

Pakistan’ın arabuluculuğuyla ve tüm cephelerde çatışmaların durdurulması amacıyla gündeme getirilen bu ateşkesin, İran tarafından sunulan öneriler temelinde ciddi görüşmelerin başlaması için bir zemin oluşturması öngörülüyordu. Fakat İsrail’in son dönemde Lübnan’a yönelik saldırıları ve ABD’nin bu eylemlere verdiği destek, müzakerelerin başlaması sürecini fiilen yeni ve karmaşık bir aşamaya sürükledi.

Bu konu hakkında Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr.Merve Suna Özel Özcan ile bir röprotaj gerçekleştirdik.

*Pakistan ateşkes için önemli görev üstelenmektedir sizce bu ateeşkes ihlali aşamasımda diplomasiyi ciddi bir şekilde sürdürmesi gerekmiyor mu? Neden Pakistan yetkililer sesiz?Zira bu ihlalın devam ettiğinde İran'ın yanıt vermesi mümkündür. İran'ın da sunduğu 10 meddeli şartlardan biri de Lübnan konusuydu.

Ateşkes ilanına rağmen sahada saldırıların devam etmesi, klasik anlamda “ateşkes ihlali” olmanın ötesinde, çünkü 7 ekim 2023 ten bu yana İsrail Gazzede baslattığı saldırılar ile uluslararası hukuku ve kavramları erozyona ugrattı. Öncelikle bu durum, ateşkesin taraflar açısından nihai bir barış iradesini değil, taktiksel bir nefes alma alanını temsil ettiğini göstermektedir. Lübnan konusu son derece önemli bir başlıktır. Çünkü bu durum yalnızca İsrail’in “Ahtapot Doktrini” ile değil, aynı zamanda “vaat edilmiş topraklar” ve stratejik kaynaklar meselesiyle de doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle Lübnan’ın hedef alınması, çatışmanın coğrafi olarak genişlediğini ve artık çok cepheli bir bölgesel güvenlik krizine dönüştüğünü açıkça göstermektedir. Bu bağlamda Lübnan, ateşkes kapsamı dışında tutulmuştur. Zira temel amaç, Litani Nehri’ne kadar ilerlemektir.

Bu noktada Lübnan’ın ateşkes kapsamı dışında tutulması tesadüfi değil, aksine bilinçli bir stratejik tercihtir. Çünkü ateşkesler genellikle tarafların önceliklendirilmiş tehdit algıları doğrultusunda şekillenir. İsrail açısından ise sivillerin hedef alınması, aynı zamanda karşı tarafı “insansızlaştırmaya” (dehumanization) yönelik bir stratejik söylem ve pratik olarak değerlendirilmelidir. Amaç ikinci bir Gazze sürecidir.

*Pakistan ateşkes için önemli görev üstelenmektedir sizce bu ateeşkes ihlali aşamasımda diplomasiyi ciddi bir şekilde sürdürmesi gerekmiyor mu? Neden Pakistan yetkililer sesiz?Zira bu ihlalın devam ettiğinde İran'ın yanıt vermesi mümkündür. İran'ın da sunduğu 10 meddeli şartlardan biri de Lübnan konusuydu.

Karşımıza çıkan süreçte çok katmanlı bir arabuluculuk mekanizmasının işlediğini görmekteyiz. Buradaki temel amaç, yalnızca sivillerin hayatını kaybetmesini önlemek değil; aynı zamanda altyapıların ve küresel sistemin maruz kaldığı zararın bir an önce sınırlandırılmasıdır. Bu nedenle Mart ayı sonunda Pakistan, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan öncülüğünde gerçekleştirilen arabuluculuk girişimlerine dair görüşmeler son derece kritik bir önem taşımaktadır. Nitekim yaklaşık 40 günün ardından, savaşın durdurulmasına yönelik somut adımların bu süreçte başlayan gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıktığı görülmektedir.

Ancak burada dikkat çekilmesi gereken önemli bir husus bulunmaktadır: İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir savaş varmış gibi bir algı inşa edilirken, İsrail’in bu denklemin dışında tutulmaya çalışıldığı görülmektedir. Özellikle Amerika’nın ve İsrail’in yarattığı bu tablo son derece sorunludur Bu durum, İsrail’in bölgede izlediği ve daha agresif, sınırları zorlayan (expansionary) politikaların ne denli sorunlu ve sistem aşındırıcı bir nitelik taşıdığını da ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda arabuluculuk girişiminin temel hedefi, tarafları müzakere masasında tutmak ve çatışmanın olası küresel etkilerini minimize etmektir. Bu nedenle söz konusu sürecin son derece dikkatli okunması gerekmektedir. Pakistan ise bu noktada önemli bir aktör olarak öne çıkmakta; ateşkesin hem kırılganlığını hem de potansiyel dayanıklılığını şekillendiren kritik bir ara alan oluşturmaktadır.

Gelinen son noktada ateşkesin, ilk olarak coğrafi açıdan sınırlı bir çerçevede kaldığı; ikinci olarak ise etkili bir kriz yönetimi aracı işlevini tam anlamıyla yerine getiremediği görülmektedir. Bu durum, arabulucu aktörlerin yalnızca süreci başlatmakla değil, aynı zamanda ortaya çıkan normatif boşluğu ve sahadaki ihlalleri kontrol etme sorumluluğunu da üstlenmeleri gerektiğini göstermektedir.

Nitekim daha ilk günden itibaren çatışmanın çok cepheli yapısı, diplomatik kanalların farklı bölgelerde eş zamanlı olarak tıkanmasına yol açmıştır. Mevcut aşamada ise özellikle Lübnan sahasında İsrail’in operasyonlarını sürdürdüğü ve ateşkes masasının tam kapsamlı bir çatışma durdurma mekanizması üretemediği açıkça görülmektedir.

Bu nedenle mevcut tabloyu şu şekilde özetlemek mümkündür: Ateşkes vardır, ancak bütüncül değildir; çatışmalar sona ermemiş, yalnızca form değiştirmiştir; diplomatik süreç devam etmekle birlikte, İsrail’in bu sürece sınırlı ölçüde bağlı kaldığı gerçeği dikkat görülmektedir.Bu nedenle Pakistan’ın süreç içerisindeki etki ve çabalarının yalnızca İran–Amerika Birleşik Devletleri hattıyla sınırlı kalmaması; aynı zamanda İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları bağlamında da genişletilmesi elzemdir.

News ID 1935854

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha